Şok Mangası..

ŞOK MANGASI ZULMÜ- FETÖ

Şok mangası nedir?, Şok mangası kimler için?, Şok mangası ne yapar?

Bilenler konuşsa roman olur…

Işıklar Askeri Lisesine 2003 yılında asil olarak, derece ile girdim. Sportif faaliyetler, sosyal aktivitelerde başarılı olmanın yanında keskin nişancı olarak kabul edilmiş ve çok iyi yüzebilen boneliler grubunda bulunuyordum. Babam da dahil olmak üzere akrabalarım hava-kara-deniz-jandarma kuvvetlerinde asker doluydu; yani vatan sevgim onaylanmıştı ve benden kesinlikle asker olmazdı ya da olmamalıydı. YANİ; ŞOK MANGASI ÜYELİK BİLETİM ELİMDEYDİ.

Birkaç gün…

Aşağıda sadece Kara Harp Okulundan ayrılmadan birkaç gün öncesi anlatılmış olup; Şok Mangası faaliyetleri nedeni ile bayılma sayım, hiç uyumadan 4 gün hareketli kalma rekorum ve sonrasında ölüme yaklaşmam gibi konulara değinilmemiştir.

askeri-okul-kamplari
Okuldan ayrılmam için yapılan baskının sebebi sanırım başımdaki komutanlarımın çoğunun hayal bile edemeyeceğini gerçekleştirebilecek birisi olmam. Okulda hep düşünen, sorgulayan, disiplinli, özgüven duygusu gelişmiş ve başarılı öğrenciler arasındaydım ki okuldan ayrılmamın hemen öncesinde okul komutanımız bizzat kendi övgüleriyle kendimi bu kitle içerisinde görmemi haklı kıldı. Okul komutanımızın (Tümgeneral Kenan Hüsnüoğlu) seminer salonunda yaptığı kısa konuşmanın ardından “Bu görüşmemizi soru-cevap olarak planladım, şimdi konu ile ilgili sorularınızı alabilirim” demesi üzerine öğrencilerin ve o sırada salonda bulunan küçük rütbeli personelin “KOCA OKUL KOMUTANI” anlayışından olsa gerek salona ölüm sessizliği çöktü. Benim ise aklımda bir soru vardı fakat daha öncesinde teğmen-üsteğmen rütbesinde kişiler tarafından yaptırılan “şok mangası akıl almaz eğitimlerine” maruz kaldığımdan, değil soru sormak, nefes almaya çekinir olmuştum. Ancak aklında soru olanların tamamı bu korkuyu yaşadığından okul komutanımızın ses şiddeti arttıkça artıyor ve “Sorusu olan yok mu?” sorusunu tekrarlıyordu.

Seçenekler…

Birinci seçenek: herkes benim gibi susacaktı ve bu durum okul komutanımızın hoşuna gitmeyeceğinden akşam saatlerinde girdiğimiz salondan koğuşumuza geçmemiz sabahın ilk ışıklarını bulacaktı. İkinci seçenek ise, benim kendimde bulduğum cesaret ile (ki bu cesaretim ertesi gün okul komutanım beni emrettiğinde, Kurmay Yüzbaşı Ali Çakan olarak öğrenciye işkence taktikleri ile tanınan bir bölük komutanı tarafından “DELİ CESARETİ” olarak tanımlandığında kendimi adeta vatan haini hissettim) kendisinin insan olduğunu bildiğim, saygı göstermem gereken ve insan yeme özelliği bulunmayan bir büyüğüme soru sormamdı. TSK bünyesinde görevde bulunan, küçük rütbeli personel arasında karşılaştığımız, azınlığı oluşturan ve öğrenciye o ya da bu sebeple işkence eden komutanlarımız haliyle bir generali gözümüzde canavarlaştırıyordu.

Düşünsenize bir teğmen-üsteğmen anayasamın bana verdiği haklara göz dikebiliyor ve canıma kastedebiliyor. Bu durumda TSK ister istemez; generali, öğrenci konumunda bulunan bizlere hiyerarşi ile evrenin yaratıcısı olarak kabullendiremeyeceğinden neredeyse eski çağlardan adını duyduğumuz acımasız, astığı astık, kestiği kestik bir hükümdar olarak algılamamıza sebep oluyordu. Ben de tabi ki doğru olanı yaptım ve komutanımın emrini yerine getirerek sorumu sordum. İşte okuldan ayrılmamak için yapabileceğim hiçbir şey kalmaması da sormuş olduğum bu zekice soruyla oldu.

Bu sorudan sonra anladım ki ŞOK MANGASI üyeliğim bitmeyecek. Çünkü sorumu cevaplayan okul komutanımız ertesi gün beni misafir odasına emretmiş ve karargaha giderken de tabur komutanımızın resmi aracını kullanımıma vermiş. Yanlış yazmıyorum, BİRİNCİ SINIF BİR HARP OKULU ÖĞRENCİSİ İKEN TABUR KOMUTANININ RESMİ ARABASIYLA KARARGAH BİNASINA GİTTİM, OKUL KOMUTANIYLA BİREBİR SOHBET ETTİK VE MİSAFİR ODASINDA ÇAY İÇTİK. Okul komutanımız hoş geldin dedikten hemen sonra beni çağırma nedenini aynen şu şekilde açıkladı:
“Dün sorduğun soru çok güzeldi. Cevap olarak yeterli bilgi veremediğimi düşündüm ve uyuyamadım. Ben de gece bu konuyu araştırdım. Şimdi sana anlatacağım ve sen de konuşmaya katılmış olan bütün arkadaşlarının kısımlarını (sivil okullardaki A-B-C şubeleri) gezerek bu bilgiyi onlara aktar.”
Ne kadar gurur verici bir olaydı benim için. Sıradan bir soru değil, okul komutanımın beni davet etmesini sağlayacak kadar güzel bir soruydu.

ŞOK MANGASINA DÖNÜŞ..

Bu rüyadan uyanmam geç olmadı tabi, okul komutanına ulaşmak için hiyerarşi sırasına göre tekmil verirken bana gülen ve babacan olan yüzler nedense okul komutanıyla görüşme yaptıktan sonra tekmil verdiğimde pek aynı değildi. Tabur Komutanı (Yarbay Tanju POSHOR) tabura döndüğüm anda, o sırada odasında bulunan bölük komutanlarına ateş püskürterek “Alın bunun savunmasını, bölük komutanı kim bunun? SAÇLARI NEDEN BU KADAR KISA?” diyerek içimdeki alkışlama duygusunu canlandırdı. Aferin oğlum, güzel bir soru sordun ve okul komutanı seni misafir etti gibi kelimeler beklerken şaşırtıcı bir tepki aldım.

Allah rahmet eylesin, geçtiğimiz yıllarda, ben okuldan ayrıldıktan bir süre sonra şehitlik mertebesine ulaşan çok sevdiğim, değer verdiğim ve saygıyı rütbesiyle değil kendi hareket ve davranışlarıyla hak eden 23. Bölük Komutanımız Şehit Piyade Yüzbaşı İbrahim Barış YURTSEVEN iyi ki sözünün eri bir insandı ki hemen tabur komutanımıza “Komutanım ben bölüğümdeki arkadaşlara saçlarını kısa kestirmeleri için izin verdim” diyerek, kısaca oradan beni vuramayacağını ifade etti. Bunun üzerine tabur komutanı stres topu olan beni kullanamadığı için olsa gerek daha fazla sinirlendi ve beni yolladı.

Buraya kadar sabredilebilir.

şok-mangası

Sonuçta ben, şok mangasındaki biri olarak intibak kampını ölmeden, sadece ölmek üzereyken hatta çoğu zaman ölüyorum zannedilerek beni yolladıkları hastanelerde-revirde can çekişerek de olsa bitirmiştim. Psikolojik baskılar artık hayatımın bir parçası haline gelmişti ve belirli komutanlarım bana psikolojik baskı yapmadıkları zaman garip geliyor ve ne yaptım diye düşünüyordum.

Bana ceza veremeyen tabur komutanım olaya içerlemiş olacak ki…

Sınav öncesi gece…

Birkaç gün sonra gecenin 11’inde (ben sabah olacak sınavıma çalışırken), bir arkadaşım yanıma gelerek beni aşağıdan bir komutanımızın çağırdığını ve kim olduğunu bilmediğini söyledi. Yanına gittiğimde, nöbetçi komutanlarımızdan biri olduğunu gördüğüm komutanım aynen şu kelimeleri kullandı “Tabur komutanımız seni çağırdı. Üstün nasıl..? Tamam, güzel, gel.”

askeri-okul-torenleri

Güzel olacaktı tabi, harp okulunda istihkak pantolonlarımız dağıtılmamış olmasına rağmen devlet malını koruyan zihniyetim askeri lisede kullandığım pantolonlarımı atmamamı ve harp okulunda sürekli temiz ve ütülü kıyafet bulundurmamı sağlıyordu. Tabur komutanının odasının kapısını tıklatıp “Harbiyeli Yenici” dememle…

En az dört-beş metre uzakta kocaman masası bulunan komutan masasının ardından “HAYVAN HERİF BORU GİBİ PANTOLONLA KARŞIMA ÇIKMAYA UTANMIYOR MUSUN? BİR DE BÖLÜK KOMUTANIN BU ÇOCUK EVCİ ÇIKMAYI HAK EDİYOR DİYOR. BİR *** HAK ETTİĞİN YOK. DEFOL GİT. ÇIK DIŞARI” demesi bir oldu. İnanın odadan uzaklaşırken “vaaay beee, bölük komutanım benim evci çıkamama sebebimi anlamamam konusunda beni yalnız bırakmamış” diye düşündüm ve sevindim.

Sabah tekmil verip tabur komutanının bana kızdığını bildirmek için takım komutanının odasına gittim. Olayı anlattıktan sonra bölük komutanımıza da tekmil vermek için izin istedim ve aldığım cevap beni şaşırttı. Takım komutanımız, bölük komutanımızın geçtiğimiz gün göreve gittiğini ifade etmişti. Bu görev adeta benim askeri okuldaki öğretim hayatıma bir balyozdu. O gün savunmam geldi ve arkasından cezamı aldım. Her gece itinayla ütülediğimden ve kılık-kıyafetime karşı özel bir hassasiyet gösteren biri olduğumdan, cezayı da herhalde bu yüzden aldım diye düşünmeden edemedim. Yüksek disiplin anlayışıma rağmen aldığım disiplin cezası da tabi ki beni yıldırmazdı. Zaten evci çıkma hakkım bulunmasına rağmen hafta sonları tabur komutanımızın emri ile evime misafir olarak gidip, çarşı saati bittiğinde okula dönüyordum ve çarşıya çıkmamak bana bir şey kaybettirmezdi. Her ne kadar Pollyanna tarzı söylemler gibi gelse de okuyanlara, şok mangası üyeliğim ve yaşadığım olaylar bu kıvama getirmişti beni.

CEZALILARA SPOR SAATİ

Cezalılar için spor saati vardı harp okulunda, şuanda var mıdır bilemiyorum. O spor saatinde ayağımı sakatladım. Cezalıların çoğunun kader mahkumları gibi psikolojisi bozulmuş insanlar olduğundan da o saatte emin oldum işte. Yaptığımız futbol maçıydı ama kurallar amerikan futbolunu andırır tarzdaydı. Sırf böyle bir maç görebilir miyim diye okuldan ayrıldıktan sonra çok maç yapmak istedim. Ayağım şuanda sakatlanmaya müsait durumda olduğu için pek maç yapmaya uygun değil.

Sakatlanmaya müsait olmasının sebebi de, okuldan ayrılma dilekçemi vereceğim günün gecesinde (ayağım tam iyileşmeden), istirahatimin bittiği ve ayağımın iyileşmiş olması gerektiği söylenerek tam saat 00:00 iken Malazgirt Taburunda başladığım sürat içtiması olmalı. Malazgirt Taburu ve içtima alanını bilmiyorsanız kısa olarak verebileceğim bilgi o binanın yaklaşık 8 katlı olduğudur. (Kaç katlı olduğunu intihar ederek o binadan atlayan Eski Harp Okulu Öğrencisi Şok Mangası Üyesi Mustafa SERTKAYA’ya sormak gerekir. İntihar ve atlama kelimeleri yanlış olmuş olabilir ama o binadan yere çakıldığı doğru.) Bir de sürat içtiması ne demek acaba diyecekler için en üst katta bulunan koğuşa gidip palyaço gibi alta farklı, üste farklı kıyafet giymek gibi düşünebilirsiniz. Hangi ayağa hangi ayakkabıyı giymemiz ve hangi ele hangi malzemeyi almamız gerektiğini, o gün nöbetçi olan ve emreden Üsteğmen Mahmut Karakullukçu (23. Bölük Takım Komutanı) eminim giyip geldiğimizde unutmuş oluyordu.

İşte o geceye kadar ölüm korkumu bile yitirip baskılara boyun eğmeyen ben, sakat kalma korkusuyla sabahında dilekçemi verdim.

ASKERİ KAMPA YOLCULUK…

Bu olaylar öncesinde arkadaşlarımdan Serhat KUNDURACI’nın ben okula gitmek üzere yola çıkmışken, benden sivil pantolon istemesi üzerine evime dönerek bu isteği karşılamadığımda arkadaşımın harp okulunda zorluk çekeceğini biliyordum. Bu nedenle eve geri dönüp yanıma bir pantolon aldım. Ölüm korkumu yitirdiğimi annem arabayla harp okuluna yetişmeye çalıştığımda görmüş ve kabullenmişti. Benim ise anneme söylediğim cümle her şeyi özetliyordu:

– OKULA GEÇ GİDERSEM BENİ YAŞATMAZLAR, TRAFİKTE KAZA YAPIP DA YAŞAMA OLASILIĞIM DAHA FAZLA ANNE.

İşte bu yüzden ayrıldım ve sakat kalmadım diyemesem de ayrılmadan hemen öncesi böyleydi.

Malazgirt Tabur Komutanı Yarbay Tanju POSHOR ve 23. Bölük Takım Komutanı Üsteğmen Mahmut Karakullukçu işkenceci kişiler olarak, halkına ateş açabilecek nitelikteler midir? Takdir sizlerin. Tanju POSHOR tutuklanmış olup; akıbetini bilmemekteyim.

One Comment

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »